Yaşamak denen şey

Yaşamın Ölü Toprağı Kırıntıları

İnternet kullanımının (bilinçli olan modeli) hayatımıza ve gelişimimize sağladığı katkı tartışılmaz. Bunu kendi alanında kategorileyen bir sistem üzerinden, oldukça yoğun bir çalışma çabası ile ödüllendirebilmek, ne mümkün. Üzerine bir de sosyal medyanın bir nevi yırtık kumaş pazarı gibi çöplük arşivi halini alması, arama motorları tarafından hoş olsa da, ortalama 15 – 20 sene sonra pek çok insana dert açacak türden (google unutmaz). Dijital medyanın kullanımından tutun da, sanal ortamın varlığına ulaşıncaya kadar, ciddi ve bir yığın karmaşa söz konusu. Bunlardan arınmak ise, başlı başına bir bilgi, bilgi ise ciddi bir emek işi (hadi başlayalım).

 

Ölü Toprağını Atacağız!

Yaşamanın belki de en anlamlı vagonları, hareket ettiğimiz anlarımızda başlıyor titremeye, titretmeye hayatımızı. Bu nedenden dolayı, hareket etmek için doğan vücutları fikirler kümesine sığdırmak ve onu sıkıştırmaya çalışmak, hem bize, hem hayata, hem de doğamıza ihanet. Peki nedir önemli olan? Yaratıcılığın en büyük temeli kuralları umursamama eyleminden gelse de, disiplin, düzen ve strateji önemli bir çözüm sağlıyor. Lakin ölü toprağı denen o sürecin, bizleri etkilediği mevsimleri arasındayız (özellikle benim etkilendiğim bir mevsimdeyiz). Bu süre içinde üretken hallerimden tutun da, verimime kadar oldukça ciddi bir düşüş görmekteyim. Bunun üzerine gidince ise ortaya daha büyük karmaşalar çıkmakta. Hayatın bir inat işi olduğunu ve nefes tutma yarışı olduğunu anımsayarak başladığım bu ayağa kalkma hamlelerim, yavaş yavaş harekete geçse de, bedeni dinç tutmanın, ruhu dinç tutma mevzusundan kaynaklandığını söyleyebilirim. Biraz da yaşam alanıyla ilgili en nihayetinde.

 

Nefis ve Yaratılış

Bedenin yaratılış amacı çalışmak, hareket etmek. Buna oranla nefsimizin bize yaptığı her şey frenlemeye dayalı. Yani bir tarafımız hareket ederken, diğer tarafımız frenleme ile ilgileniyor. Peki bunu nasıl aşabiliriz? Tabii ki ümit ile…

 

İnsan Uyumaz Bazen, Düşünmeye Başlar!

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela, yani,
yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
(Yaşamaya Dair / Nazım Hikmet / 1947)

 

Hayata dair büyüttüğümüz çabaların, yaşamanın önemini kavramaya zaman ayıramayacağımız kadar büyük olması, beni en çok korkutan sıkıntılar arasında yer almıştır çoğu zaman. Ki bu söz konusu olan “rutini devirme” terimi, sanıldığının aksine pek çok şeyden daha zor. Başarının disiplin ve rutin şeylerden geçtiğine dair pek çok şey duyarız. Hatta katıldığım seminerlerde, hemen hemen pek çok girişimci ve iş adamı, bunu koyu bir bağlılıkla savunurken, arkalarında bıraktıkları kuralsızlık gölgelerini görmemek mümkün değil. Tarz meselesi söz konusu ise şayet, yazmaya dair tutumum ve bağlılığım (niteliğim değil, fikir tarzım) biraz daha Orhan Veli kafasında.  Düşüncesi hemen hemen aklımızı bulandırsa da, rutine alışmak bizleri rahatlatıyor ve belirsizliğin endişelerinden sığındığımız bir mekan açıyor karşımıza. Daha çok bilmediğimizin çilesinden ise, bildiğimizin acısına katlanma tercihi bu. Üzgünüm ki, kolaya kaçma (kolaycılık diyelim hadi) dediğimiz olgu, bizi küçük değişimlere bağlı olan minik tetiklemelerin yarattığı büyük aydınlanmalardan uzaklaştırıyor. Buradaki değişim meselesi çok büyük bir değişim olarak algılanmasın. Diş fırçalarken her zaman kullandığınız elinizi değil de, diğer elinizi kullanmaya başlarsanız, demek istediğimi biraz daha net anlayacaksınız. Hatta diğer elinizin düştüğü acemi ve aciz halini görünce şaşıracaksınız. Gömleğinizin düğmelerini tersten iliklemeye başlayınca da ortaya çıkacak bir tepki olacak bu.

 

Yangın Anında İlk “İhmal Edilecekler

Hayat tespih tanesi gibi. Uç uca eklediğimiz bahaneler ile geçip gidiyor. Muhasebesi için geçen zamanı ve akan suları düşündüğümüzde ise çok geç oluyor (hayır yaşımla değil, gördüklerimle söylüyorum efenim^^) ve kaçınılmaz sorunlar bizi güldürmüyor pek.

 

Bize verilen en büyük hediye yaşamak. Bunu verimli kullanmak, insanlara bir şeyler sunabilmek (bana göre anlamlardan birisi), hayatı en önemli şekilde ciddiye almak zorundayız galiba. Hem de bize anlatılan şekilde değil. Elimizdeki imkanlarımız ölçüsünde kendi tarzımızda!

 

Ve hatta, ortaya çıkan, karşımızda engel olarak görülen, tüm çetrefillere ve zorluklara rağmen!

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir