Bir Çöp Kovasının Düşündürdükleri

Meraklısı için yazının bir 'ön' öyküsü (burayı tıklayıp açabilirsiniz)

Hayata dair düşüncelerim, çoğu zaman bir ‘keşif uğruna‘ değişti (değişmeye de devam ediyor, sonsuzluğa doğru). An’lardan anlam ararken, bazen kendim bir ‘an’ oluyorum, bazen bir an’a yaklaşmanın çabasını hissediyorum çabalayan bedenim ve hislere gebe ruhumda. İşte bugün de öyle bir günün izlerini barındırıyor bende. Haftanın belirli günleri oyunculuk tiyatro derslerim oluyor. Haftanın belirli günleri kendimle yalnız kalıyorum. Haftanın belirli günleri de yoğun iş yükümü eritmenin telaşına bir de okunacak birikmişlikler ket vuruyor. Bir yorgunluk peyda oluyor, aniden hissedercesine. Sonra gök yüzünün basıncı pencereden içeri doluyor. Pencereyi açıyorum bunun telaşıyla, yetmiyor, sokağa çıkıyorum. Sonrasında ise (büyük ihtimalle temizlenmek üzere biriktirilmiş(!) çöpleri görüyorum ve çöküyorum yanına, çekiyorum birkaç an’ı, telefonumun izin verdiği ölçüde. Ve anlamaya çalışmayı anlamaya çalışıyorum o an. Uzun süredir blog yazmıyordum (şu sıralar Youtube içerikleri ve diğer işlerim ile meşgul olmanın verdiği bir zaman savaşı  içindeyim).  Reklamcılık ile ilgili çalışmalarımda öğrendiğim ve kendim için revize ettiğim bir cümle var (haberi elinde, fikri beyninde, sanatı da içinde saklı tutma, anlat. Ya sahneden, ya ifade edebileceğin her yerden). Bu yüzden iletişimimin eksikliğini, zaman dediğimiz çemberin içerisindeki payımın pas geçilmesine bağlayıp, konuya geçiyorum.

 

Bir gün (hatta ilk fırsatımda), not defterimde biriken, aklımdan geçen, merak ettiğim ve peşinden gittiğim bazı konuları detaylı olarak yazacağım. Uzun zamandır blog yazamıyorum. Yani tabiri caiz ise bir boşluk telaşesi hasıl olmuş görünüyor. Ama lütfen, sanmayın ki bu boşluk ihmalden. Hatta dürüst olmak gerekirse, hayatta çok az şeyden buraya yazmak kadar keyif alıyorum. Hatta şöyle söyleyebilirim. ‘Tek tabanca savaştığım hayatta, zaman adında amansız bir rakibim var.’

 

Kış değil ama, kışa geçiş evresinde (sonbahar diyelim artık). Son birkaç haftadır hayatıma keyif ve kaybettiğim bazı umutları bana hatırlatan güzel gelişmeler yaşıyorum, görüyorum (en azından kendi aynamdan). Beni içine alan merakımın zaman dilimlerinde anlık olarak gördüğüm detaylar, bazân bana şehrin küstah, eyvallahsız, çok bilmiş telaşında asla var olmayan şeyler öğretiyor. Ama bu hayat derslerini paylaşma konusunda her kadim bilge gibi örtülü yöntemler kullanıyor (inanın bu böyle).  Herkesin öylesine baktığı; hatta çoğu zaman görmediği şeylere türlü çeşit şeyler iliştiriyor. Hatta onlar da her kıymetli bilgi gibi vakıf olmak isteyenden merak, emek ve sabır bekliyor (not iliştirelim: hiç bir bilgi”emek”siz öğrenilmiyor, sancılı bir sürecin sonucu diyebiliriz).

Çöp kutusu

Dışarıdan bakmanın anlamını anlamak. Uzaktan izlemek.

Çöp dediğimiz şey, nerede olursa olsun kendi içinde farklı yaşanmışlıkları, farklı hayatların izlerini, farklı düşünceleri ve yaşam tarzlarını içinde barındıran bir kutu adeta. Hatta çöp tenekesi dediğimiz şey, kendi içinde bir evren (mikro ölçekli). Hatta şöyle bir şey var, kendi haline bırakırsak dahi biyolojik bir yaşam formuna dönüşebiliyor değil mi? Evet. Ama o zaman, -hemen hemen her kendi başına bırakılan şey gibi- kendine dahi hayrı olmayan bir şeye dönüşüyor, dönüşüveriyor, göz göre göre. Zira toprağı, bahçeyi, doğayı adam etmek, temizlemek, ondan bir form oluşturmak ciddi bir sabır ve emek işi.

Mesela çimleri düşünelim. Her gün sulayacağız ama bazen de biçeceğiz değil mi? Hatta gerekecek, gübre vereceğiz. Ama yetecek mi? Hayır. Çünkü onca davetsiz misafir, arsız yaban otu fırlayacak aralarından. Yolmak iş değildir. Çünkü yaban otunun kökü, bizim özenip bezendiğimiz çimlerin aksine çok daha güçlüdür. Hatta sökerken çimlerimizi de alır, götürür.

Hayatı düşünelim. Yaşamanın sızısını biçimsiz bulanlar, dünyaya dair bir inanç ile sıkıca elindeki ipi kavramaya ve onu çekmeye çalışanlar, yaşamanın derdini mantık dışı bulup gününü kurtarmanın telaşından dem vuranlar ve daha bir sürü…

Bahçeleri düşünelim. Özenli bir şekilde çiçekleri kırparız, budama yaparız. Hatta yapraklarını temizlediğimiz bile olur (şayet çok yaptım). Dibini çapalarız değil mi suyunu çeksin diye? Her şey mutlu giderken, bir gün nereden geldiği belirsiz bir sarmaşık musallat olur, topraktan biter. Merak ve hayretler içinde bizi düşündürür. Bitkimiz narindir. Sarmaşığın çelik gibi sert kolları vardır, illet bir yapıdır ve kesinlikle o kadar turu ne ara attığını düşünmek için çırpınırız. Yapıştığı bitkinin rengini taklit eder. Hatta o kadar taklit eder ki, bazen fark etmemiz bile uzun sürer (hatta bazen, çok geç olur).

Hayatı düşünelim tekrar. Hayat da bahçe gibi değil midir bazân? Sadece dalın, ağacın, çiçeğin ya da meyvenin ve sebzenin mekanı değil ya yalnızca toprak? Daha önce hiç görmediğimiz (envai çeşit hem de) böcekler, büyük bir amaçla ve büyü ile işlerini yapar değil mi? Görünüşleri hoşumuza gitmeyebilir. Ama tahammül şarttır. Zira birisini bertaraf edip atayım derken, koca bir bahçeden olmak da vardır.

Çöp Kutusu

Yakından görmek ve incelemek. Her detayda ayrı bir yaşanmışlığın izleri.

İnsanı düşünelim. Farklı düşünceler sarıyor içimizi, dört duvar arasında sıkışmışlığımızın verdiği düşünce tipleri, dünyanın hayal gücümüz büyüdükçe küçüldüğünü gösterdiği her anı öylesine güzel betimliyor ki. Bunu anlamak ya da anlamaya çalışmak, ayrı bir emek süreci. Birbirinden farklı hayatlar, yaşanmışlıklar, düşünceler ve sonunda biten bir günün evimizin köşesinde biriktirdiği çöpler. O kadar dolup taşıyor ki insan, düşüncesi veya hisleri ruhuna, beynine sığmıyor çoğu zaman (öyle geliyor ya da). Çök tenekelerimiz de öyle. Doluyor, taşıyor, etrafa yayılıyor. Sonra gün bitiyor, saatler ilerliyor. Ardından bir çöp kamyonu geliyor, temizliyor, gidiyor…

Ama düşüncelerimiz. Ne kadar olumlu ya da olumsuz olursa olsun, fikirlerimiz. Ne kadar gerçek ya da yapay olursa olsun hayallerimiz. Temizlenmiyor.

Çöp tenekelerimiz dahi temizleniyor oysa…

Özetleyecek olursam, hiç bir bahçe, ne olursa olsun kendini bütün illetlerden tek başına koruyamıyor. Hatta suni denilen bazı şeyler olsa bile. Güzel ve faydalı, güzel ve verimli bir bahçe, bir gün dahi aksatmamamız gereken sorumluluğun ve emeğin sonucudur.

 

İnsanı anlamak, kendine yatırım yapmak, kendini anlamaya çalışmak da öyle. 

 

Yorumlarınızla yazıma katkıda bulunabilirsiniz. Teşekkür ediyorum.

 

Güncelleme 07/05/2017:

 

İnsanı anlamak dedim ya, galiba işe önce kendimizden başlamak gerekiyor. Bu güncelleme ile bunu da eklemek istedim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir